REHBERLİK HİZMETİMİZ


   BÜLTENİMİZ 

 

         SEVGİLİ VELİLERİMİZ,

Bu bültenimizde sizlere geçen ayın bülten konusunun devamı olan “Etkili İletişim 2”den bahsedeceğim.

 Etkili İletişim Metotları / 1. Kabul: Çocuğu problemi ile birlikte yargılamadan kabul etmek. Çocuğun hata yapabileceğini, yaşının icabı doğru yargılayamayacağını düşünerek, çocuğu o anda hatası ve doğrusuyla kabul ederek onu anlamaya çalışmaktır.

 Etkili İletişim Metotları/ 2. Pasif (Edilgin) Dinleme; Sessizlik, karşımızdaki kişiye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve bizimle duygularını daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü sözsüz bir iletidir. Ancak bir tehlikesi, her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatimizi verdiğimizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, gerçekten dinlediğimizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermekte yarar olabilir 

Kabul tepkileri (baş sallamak, gülümsemek, kaş çatmak, vb.) uygun zamanda kullanılırsa, anlatanı gerçekten duyduğumuz mesajını verirler. Sessizlik: (Pasif Dinleme): –“Neler hissettiğini dinlemek istiyorum” –“Duygularını kabul ediyorum” –“Benimle paylaştıkların için sana güveniyorum” mesajı verir.

 Etkili İletişim Metotları / 3. Konuşmaya Davet veya Kapı Açma: Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye gereksinim duyabilir. Bu tür bir destekleme için verilen mesajlara, kapı aralayıcılar denir; "Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?" "İlginç, devam etmek ister misin?"....gibi mesajlar, doğru kullanıldığında iletişimin sürmesine yardımcı olabilir.

Etkili İletişim Metotları / 4 Dürüst Olmak: Çocuğa bir insan olarak yaklaşmaya çalışmak onun duygularını ana-baba bakışı ile değil, bir insan bakışı ile algılamaya çalışmak, dolayısıyla gereken cevapları vermek yerine, dürüst cevaplar vermeye çalışmak, çocuğa daha yakın, daha anlamlı bir yaklaşım verir.

Etkili İletişim Metotları/ 5 Empati: Duygu Sezgisi Kendinizi karşı tarafın yerine koyun. Siz çocuk olsaydınız nasıl davranırdınız? 

Etkili İletişim Metotları / 6 Suçlamadan, kızmadan, “ben söylemiştim…” le başlayan cümleler kurmadan, hemen bir çözüm önermeden, sadece durumu empatik olarak anlamak ve kendi sözlerinizle geri iletmektir. Etkin dinleme konuşan bireyin sözlerini açarak, tekrar etmekten ibarettir.

Sessizlik, kabul tepkileri ya da kapı aralayıcıların dinleyenin, anlatanı anladığını göstermesi konusunda sınırlılıkları vardır. Dinleyenin, anlatanı yalnızca duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını iletebilmesine olanak sağlayan etkin dinleme, en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.

  “Kardeşim beni deli ediyor, yine odamı dağıtmış diyen çocuğa: “Odanı kapalı tutsaydın “O daha küçük anlamıyor, idare edelim” “Ben toplamana yardım ederim” “Sen de toplayıver ben her gün sizin dağınıklığınızı topluyorum.” “Eşyalarını karıştırdığı için kardeşine kızgınsın.”

 Çocuk: “O hayaletlerle dolu odada yatmak istemiyorum!” Anne: “Odanda hayaletler olduğunu düşünüp korkuyorsun” Çocuk: “Ödevimi yazdığım kağıdı bulamıyorum.” Anne:”Ödevinin ne olduğunu bilemeyeceksin.”

 

Çocuk:“Çok aptalım hiçbir zaman başarılı olamayacağım” Anne:“Yeterince akıllı olmadığını düşünüyorsun, bunun için hiçbir zaman başarılı olamayacağına inanıyorsun”

  Etkin dinleme için: Çocuğun söylediğini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuğunuza söylemelisiniz. O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz isteyinceye kadar bekleyin. Duyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz.

  Çocuğun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlarına çözüm bulma yeteneğine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuğunuz sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız. Duyguların sürekli değil, geçici olduğunu anlamalısınız. Çocuğunuzu diğerlerinden farklı ayrı bir birey olarak algılamalısınız. Bu “ayrılık” çocuğun kendi duygularının olmasına, nesneleri kendisine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılık” ı, yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz. Çocuğun sorunları olduğunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.

 

Anababa bunalmaz.

  Gelişigüzel ve sık sık kullanılmamalı Çocuğun yoğun duygular içinde olduğu zamanlarda işe yarar. Sorun anababanın sorunu olduğunda ve çocuğun kabul edilmeyen davranışlarını değiştirme konusunda işe yaramaz. Çocuğu anababanın seçimine boyun eğdirmek için değil, onun sorununa çözüm bulmasında yardımcı olmak için kullanılan bir araçtır. Etkin dinlemeyi dinlemeye hazır olduğunuzda kullanın.

  En temelde, konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin (katılımlı) dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir. Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür. Etkin (katılımlı) dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir.

 

Anababa bunalmaz.

  Gelişigüzel ve sık sık kullanılmamalı Çocuğun yoğun duygular içinde olduğu zamanlarda işe yarar. Sorun anababanın sorunu olduğunda ve çocuğun kabul edilmeyen davranışlarını değiştirme konusunda işe yaramaz. Çocuğu anababanın seçimine boyun eğdirmek için değil, onun sorununa çözüm bulmasında yardımcı olmak için kullanılan bir araçtır. Etkin dinlemeyi dinlemeye hazır olduğunuzda kullanın.

  En temelde, konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin (katılımlı) dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir. Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür. Etkin (katılımlı) dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir.

 

. Sen devam et anlatmaya. - Çocuk: Boşver!!!!

  ---Tüm dikkatinizi vererek dinleyin... - Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve... Baba, beni duyuyor musun? - Baba (tv'den başını kaldırıp çocuğa bakarak) Evet canım. - Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana hem de daha sert vurdu. O çok kötü biri! - Baba: Kaşlarını çatar...Başını sallar - Çocuk: Biliyor musun, bundan sonra Hasan'la oynayacağım. O insanlara yumruk atmıyor. İletişimi, dikkatini vererek değil de, sadece sesiyle katılan biriyle sürdürmeye çalışmak cesaret kırıcı olabilir. Dertlerinizi sizi gerçekten dinleyen birine anlatmak çok daha kolaydır. Bazen ebeveynin bir şey söylemesine bile gerek yoktur. Çoğu kez, bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, ona duygularının anlaşıldığını hissettiren, sıcak, sessiz bir ortam ve göz kontağıdır.

  ---Duyguyu reddetmek yerine... - Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu. - Baba: Bu kadar üzülme tatlım. Ağlama! Bu sadece bir kaplumbağa. - Çocuk: Üüüüüüüüüüüü - Baba: Kes şunu!!! sana başka bir kaplumbağa alırım. - Çocuk: Başka bir tane istemiyorum!!!! - Baba: Bak, çok mantıksız davranıyorsun!!! 

---Duyguyu isimlendirin... - Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu. - Baba: Yoo olamaz, ne kadar kötü. - Çocuk: O benim arkadaşımdı. - Baba: Bir arkadaşı kaybetmek çok acı verebilir. - Çocuk: Ona bir sürü oyun öğretmiştim. - Baba: İkiniz beraber bayağı iyi vakit geçiriyordunuz. - Çocuk: Onu hergün beslerdim....:( - Baba: O kaplumbağayı gerçekten seviyordun....:)

  Ebeveynler çocuklarını yaşadığı duyguya isim verdikleri koşulda, onun bundan olumsuz etkilenebileceği kaygısını yaşayabilirler. Ancak çocuğu olumsuz duygusundan uzaklaştırma çabasına - yaşadığı duyguyu inkar ederek- girdiğimizde, o daha çok üzülür. Oysa tam tersine çocuk, hissetmekte ve düşünmekte olduklarını, kısaca o anki yaşadıklarını, sözcükler halinde duyduğu zaman rahatlar. Bir başkası, onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir.

 ---Açıklama ve mantık yerine... - Çocuk: Patlamış mısır istiyorum. - Anne: Hiç kalmadı hayatım. - Çocuk: İstiyorum, istiyorum işte!!! - Anne: Daha şimdi sana evde hiç kalmadığını söyledim!!! Gevreklerden al biraz. - Çocuk: HAYIR...MISIR İSTİYORUM..!!! - 

   Anne: Bak şimdi tam bir bebek gibi hareket ediyorsun!!!

 ---Çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun... - Çocuk: Patlamış mısır istiyorum. - Anne: Keşke senin için evde birazcık kalmış olsaydı. - Çocuk: Onlardan istiyorum....:( - Anne: Ne kadar çok istediğini duyuyorum....:) - Çocuk: Keşke şimdi olsaydı....:( - Anne: Şöyle kocaman bir kutunun içinde bir sürü patlamış mısır belirmesini sağlayacak sihirli gücüm olmasını isterdim...) - Çocuk: O zaman... belki biraz gevreklerden alırım....:)

 Çocuklar elde edemeyecekleri bir şey istedikleri zaman, yetişkinler çoğunlukla, çocukların isteklerine ulaşamamalarına mantıklı açıklamalar getirerek karşılık verirler. Ama çocuklar, çoğu kez, açıklama yapıldığı oranda isyankar davranırlar. Bazen, sadece, bir şeyi ne kadar çok istediğinizi anlayan birinin olması, gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırır.

  ---Sorular ve öğütler yerine... - Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış. - Anne: Kaybetmediğine emin misin? - Çocuk: Hayır kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstündeydi. - Anne: Eğer eşyalarını orada burada bırakırsan ne olacağını bekliyorsun ki! Önceden de eşyaların başkaları tarafından alınmıştı.

   Anne: Bak şimdi tam bir bebek gibi hareket ediyorsun!!!

 ---Çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun... - Çocuk: Patlamış mısır istiyorum. - Anne: Keşke senin için evde birazcık kalmış olsaydı. - Çocuk: Onlardan istiyorum....:( - Anne: Ne kadar çok istediğini duyuyorum....:) - Çocuk: Keşke şimdi olsaydı....:( - Anne: Şöyle kocaman bir kutunun içinde bir sürü patlamış mısır belirmesini sağlayacak sihirli gücüm olmasını isterdim...) - Çocuk: O zaman... belki biraz gevreklerden alırım....:)

 Çocuklar elde edemeyecekleri bir şey istedikleri zaman, yetişkinler çoğunlukla, çocukların isteklerine ulaşamamalarına mantıklı açıklamalar getirerek karşılık verirler. Ama çocuklar, çoğu kez, açıklama yapıldığı oranda isyankar davranırlar. Bazen, sadece, bir şeyi ne kadar çok istediğinizi anlayan birinin olması, gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırır.

  ---Sorular ve öğütler yerine... - Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış. - Anne: Kaybetmediğine emin misin? - Çocuk: Hayır kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstündeydi. - Anne: Eğer eşyalarını orada burada bırakırsan ne olacağını bekliyorsun ki! Önceden de eşyaların başkaları tarafından alınmıştı.---Bunun yerine... - Baba: Eğer seni bir daha duvarlara yazı yazarken yakalarsam, sopayı yiyeceksin!!! ---Bilgi verin... - Baba: Duvarlara yazı yazılmaz. Yazmak için kağıt kullanabilirsin. ---Bunun yerine... - Anne: Ev işlerine birazcık yardımcı olmak hiç aklına gelmez değil mi? ---Bilgi verin... - Anne: Şimdi akşam yemeği için sofra kurulmuş olsaydı, gerçekten çok iyi olurdu. Bilgi verilmesini kabullenmek, suçlamaya katlanmaktan daha kolaydır. Çocuklar, olan biten hakkında bilgilendirildikleri zaman, çoğunlukla yapılması gerekeni anlarlar.

  ---Bunun yerine... Anne: Deminden beri size pijamalarınızı giymenizi söylüyorum. Oysa sizin yaptığınız tek şey, etrafı dağıtmak. TV izlemeye başlamadan pijamaların giyileceğini konusunda anlaşmıştık. Fakat ben buna yönelik davranışta bulunan birilerini göremiyorum Bir sözcükle özetleyin... Anne: Çocuklar...PİJAMALARRR!!!! Ayrıntılardan arındırılmış mesajlar, çocuğun sorunun çözümüne yönelik davranmasını hızlandırır.

  ---Bunun yerine... - Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Öğretmen kompozisyonunu nasıl buldu? Matematik yazılısından kaç aldın? Bugün hangi derslere çalışman gerek? Oynamaya çıkacak mısın? Hırkan neden kirlendi? Düştün mü yoksa? Çok fazla soru sormayın... - Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna)

 

): Selam tatlım. Seni gördüğüme sevindim. Çok fazla soru, kişinin özel yaşamına fazlasıyla karışılıyormuş hissine kapılmasına neden olabilir. Çocuklar, konuşmak istedikleri zaman onu dinleyecek birinin olduğu güvenini duymak isterler, konuşmaya zorlanmak değil!

  Çocuk nasıl bir insan olması gerektiğini sizin telkinlerinizle öğrenir. Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!” Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış: “...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..” Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış.

 

 

Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki... Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

 

UZMAN PSİKOLOG

GÜLŞAH BABAOĞLU